DÜŞ GÜCÜ

            "Düş gücü, bir insanın en yükseklere uçurabildiği bir uçurtmadır."

           Birkaç hafta önce başıma çok değişik bir şey geldi. Yatak odamda bebeklerden birinin altını değiştirirken, beş yaşındaki kızım Alyssa yanıma geldi ve kendisini yatağa attı.

            "Anneciğim, büyüdüğün zaman ne olmak istiyorsun?"dedi.

           Önce bir tür oyun oynadığını düşündüm ve oyunu sürdürmek için,

           "Hımmm. sanırım büyüdüğüm zaman anne olmak istiyorum" dedim.

           "O sayılmaz, çünkü zaten annesin. Ne olmak istiyorsun?"

            Peki, belki büyüdüğüm zaman papaz olurum" dedim bu kez. 

            "Anneciğim, o da olmaz, zaten öyle sayılırsın!"

            Bağışla ama hayatim, "dedim" ne söylemem gerektiğini anlamadım"

         Anneciğim, sadece büyüdüğün zaman ne olmak istediğini soruyorum sana. Ne olmak istiyorsan o olabilirsin!"

          O anda o kadar şaşırmıştım ki, hemen bir yanıt bulamadım. Alyssa de bunaldı ve odadan çıktı.

           O birkaç dakikada yasadığım deneyim beni çok derinden etkiledi. Çok etkilenmiştim, çünkü kızımın gözünde ben hâlâ istediğim bir şey olabilirdim!

           Yaşım, kariyerim, beş çocuğum, kocam, üniversite diplomam, master derecem; hiçbirinin önemi yoktu. Onun gözünde ben hâlâ düşler kurabilir ve yıldızlara uzanabilirdim.         

           Onun gözünde benim hâlâ bir geleceğim vardı. Onun gözünde ben hâlâ astronot, piyanist, hatta opera sanatçısı bile olabilirdim. Onun gözünde ben hâlâ büyüyecek ve bir şeyler olacaktım. Çok dürüst ve masum olduğunu anladığım zaman, yaşadığım o olayın gerçekten çok güzel olduğunu fark ettim; aynı soruyu büyükannelerine ve büyükbabalarına da sorabilirdi. O kadar içtendi. Bir yerlerde okumuştum:

            "Yıllar sonra olacağım yaşlı kadın, şimdiki benden çok farklı olacak. İçimde bir başka benin varlığını hissetmeye başladım"

            Evet... siz büyüdüğünüz zaman ne olacaksınız?


ZERDALİ AĞACI

 

Havalar güzel gidiyor

Sen de çiçek açtın erkenden

Küçük zerdali ağacım

 

Aklın ermeden

Bak kurt gibi kalın yapılı

Görmüş geçirmiş ağaçlara

Küçük zerdali ağacım

 

Pişman olursun sonra

Şimdi okşar gibi hafif hafif

Bir gün yerden yere çalar rüzgar

Küçük zerdali ağacım

 

Bakma güzel gitsin havalar

Sallansın dalların çocuklar gibi

Bakma güneş ısıtsın varsın

Küçük zerdali ağacım

 

Sonra donarsın

Zemheride bahar mı olur

Akşamları seyret anlarsın

Sakın erkenden çiçek açma

Küçük zerdali ağacım

 

CAHİT KÜLEBİ


KAPIDAN AYRILMA

 

        Nasreddin hoca o tarihlerde henüz bir çocuktu. On iki yaşında var, yok.

        Bir gün annesi değirmene gidecek oldu. Tabii küçük Nasreddin'e ev bekçiliği düştü.

        Annesi gitmeden  önce sıkı sıkıya tembihledi:

        -Aman oğlum Nasreddin, kapıdan ayrılma...

        -Tamam anneciğim, dedi küçük nasreddin.

        -Merak etme asla, kapıdan ayrılmayacağım.

        Annesi değirmene gitti. Küçük Nasreddin düşünmeye başladı.

        Derken dayısının oğlu geldi:

        -Annen nerede? diye sordu.

        -Değirmende.

        -Git haber ver, akşam size geleceğiz.

        Küçük Nasreddin düşünmeye başladı.

        Annesi kapıdan ayrılmamasını tembih etti ya, nasıl gidip haber versin?

        Sonunda bir çare buldu. Kapıyı yerinden söktü. Sırtına aldı ve değirmene gitti.

        Annesi sırtında koca kapı ile Nasreddin'i gördü.

        -Bu ne hal? Diye çıkıştı.

        Küçük nasreddin kapıyı yere indirdi.

        Üstüne oturdu. Sonra annesine cevap verdi:

        -Bana kapıdan ayrılma dedin ya...

        Dayımlar akşam bize gelecekmiş

        Dayımın oğlu sana haber vermemi söyledi. Kapıdan ayrılmamak için bu çareyi

        düşündüm.

        Annesi başını iki yana salladı.

        -Düşündün ya oğul, dedi.

        Her şeyi tersinden düşündün.

 


ATATÜRK'ÜN BALIKESİR HUTBESİ

Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allahın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçkleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'daki mânası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunarı arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak'tır.

                Arkadaşlar; Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazreti Peygamber'in mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bugününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna eriştiren Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevab kazanacağımı ümit ediyorum. Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihnini ayrı ayrı faaliyette bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Milli amaçlar, milli irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, milletin bütün kişilerinin arzularının, emellerinin sonuçlarından ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.

                Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisanı ile medeni ihtiyaçlarıyla uygun görülmektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitabetmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin manası budur.

                Hutbe denildiği zaman bundan birtakım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber'in hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek, dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idâri, mâli ve siyasi, sosyal konularıdır. İslam toplumunun çoğalması ve İslam ülkeleri gerilemeye başlayınca, Cenabı Peygamber'in ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için bir şart lâzımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması! Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü, her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi. Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, ikiyüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi'nde söylediğim bir nutukta demiştim ki "Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur." Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları hergün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.

07 Şubat 1923 BALIKESİR - Zagnos Paşa Camii


SORU SORMAK...

Büyük bir bilim adamına, yetişmesindeki en büyük etkenlerin neler olduğunu sormuşlar. Bilim adamı, “Annem,” demiş. “Annem, okuldan döndüğüm her gün, ‘ Bugün güzel bir soru sordun mu?’ derdi. Beni yetiştiren en önemli etken budur.”

Soru sormak zekanın işlerliğidir.

Eğer soru sormayı durdurursanız, soru sormaya izin vermezseniz o ortamda zeka işlerlik kazanamaz, kişilik gelişemez.

Sorusu olmayan, hep yanıtı olan bir kültür geri kalmış kültürdür.

Otokrasinin hep yanıtı vardır, sorusu yoktur.

Demokrasinin hep sorusu vardır, yanıtı araştırmadır.

Çocuklar çok soru sorarlar. 3-4 yaşından başlayarak bıktırıncaya kadar soru sorarlar. Dünyayı keşfetmek, olan biteni anlamak canlı algılarının hedefidir. Algılarıyla zenginleşen dikkatleri belleklerini oluşturur, sonra da, “Neden öyle olmuş?”, “Bu niçin böyle?” diye muhakeme temelini ararlar. Onları yanıtlamazsanız, araştırmazsanız, susturursanız, durdurursanız bir süre sonra gerçekten susarlar, susmanın rahat etmek olduğunu öğrenirler.

Siz rahat edersiniz, çocuğun zekası da engellenmeyi öğrenir.

Soru sormak basit bir zihinsel işlem değildir.

Soru sormak; 1- Cesaret, 2-Merak, 3- Kararlılık, 4- Sonucu göğüsleyen bir direnç gerektirir.

Eğer bütün bunlara sahip değilseniz, soru soramazsınız, yapacağınız iş de yanıtları dinlemek olur.

Bizler neleri merak ederiz, sorarız?

Bilgisayarların yeni bulunduğu döneme ilişkin bir anekdot vardı: Bütün milletlerin temsilcileri bilgisayarın karşısına geçmişler, soru soruyorlar. Bilgisayar da kısa ve yoğun bir işlemden sonra soruyu yanıtlıyor. Bizim temsilcimize sıra gelince sorusunu soruyor: “Ne var, ne yok?” Bilgisayardan bir süre işlem yapıldığına ilişkin sesler geliyor ama bir türlü yanıt gelmiyor, sonunda elektrik şerareleri ve dumanlar içinde kalan gereç iflas bayrağını çekiyor.

Gerçekten, ne demektir. “Ne var, ne yok?”

Bu aslında bir soru değildir, bir dolgu konuşmadır.

Karşılaştığımız zaman birbirimize sorduğumuz soruların çoğu da basmakalıptır ve anlamsızdır.

Ne yapıyorsun? (Anlamsız bir sorudur, soruyu soran karşısındakinin ne yaptığını çok iyi bilmektedir).

Nasıl gidiyor? (bu sorunun da belirgin bir hedefi yoktur, öyle laf olsun diye sorulmuştur, karşısındaki de belirsiz bir el işareti yaparak “ne olsun” gibi, “idare eder” gibi doğru yanıtlar verir.

İşler ne alemde? (Bu soruyla da hangi işlerin kastedildiği belli değildir, öyle sorulmuştur. Yanıt da aynı yüzeysellikte olur).

Sorduğumuz sorular genel olarak kişiseldir ya da kişilerin özel hayatlarına duyulan merakın ürünüdür.

Birisiyle karşılaşıldığı zaman sorulan “Nerelisin?”, “Kimlerdensin?”, “Ne iş yaparsın?”, “Nerede oturuyorsun?”, “Evli misin?”, “Çocuk var mı?”, “Çocuklar iyi okuyor mu?” gibi soruların tümü de güvenlik soruşturmasıdır. Bu sorularla karşısındakinin güvenilir olup olmadığı araştırılır.

Çevreyle ilgili sorular da kişilerin ne yapıp yapmadığı, ne alıp almadığı, nerelere sahip olduğu türünden dedikodu sınıfına giren merak sorularıdır.

Çocuklara sorulan sorular da sığlığın ve çocuklara değer vermemenin göstergesi değil midir?

-Anneni mi seviyorsun, babanı mı?

-Bizim çocuğumuz olur musun?

-Kazağını bana verir misin?

Çocuk biraz büyükse “okulu ve dersleri” sorulur.

Bu soru tipleri gerçekte “soran bir ilgi”yi göstermez.

Bilimle, kültürle, sanatla ilgili merak soruları ancak bu konularla gerçekten ilgili olanların bir bölümünde görülür. O çevrelerin de önemli bir bölümünün soruları değil, başkalarına aktarılması gereken yanıtları vardır.

Soru sormayı eğitiminize koyabildiğiniz zaman eğitiminiz başlamış olacaktır.

Soru sormayı kültürünüze sindirdiğiniz zaman uygarlık yoluna girmiş olacaksınız.

İyi bir sorunuz var mı?


DİNLENME EGZERSİZLERİ

            İlk önce rahat edebileceğiniz bir yere uzanın. Elleriniz iki yanınızda yerde ve parmaklarınız açık. Yavaş yavaş gözlerinizi kapatınız. Günlük yaşamla ilgili düşüncelerinizi zihninizden çıkartınız. Huzursuz olmanız için hiçbir sebebiniz yok.

Şimdi derin bir nefes alınız ve nefesinizi 5 saniye tutunuz. Nefesinizi tutmanın verdiği gerginliği hissediniz. Nefesinizi yavaşça bırakınız. Verdiğiniz nefes bedeninizi saran bütün rahatsızlığı da beraberinde alıp götürsün. Her nefes verişinizden önce  “Rahatla” kelimesini hatırlayınız. Nefes vermeden önce kendinize  ”Rahatla” deyiniz ve nefesinizi veriniz. Şimdi tekrar derin bir nefes alınız ve nefesinizi tutunuz. Göğüs kaslarınızdaki gerginliği 10 saniye yaşayınız. Rahatlayınız. Nefesinizi bıraktığınız zaman neler hissettiniz?, Gerginken nasıldınız?, Rahatken nasılsınız?, Aradaki farka dikkat ediniz. Her rahatla deyişinizle birlikte gittikçe artan ve yoğunlaşan huzuru içinizde hissediniz. Bir kez daha derin bir nefes alınız ve nefesinizi tutunuz. Gerginliği, sıkıntıyı 15 saniye  yaşayınız. Şimdi rahatlayınız ve rahatça nefes alıp veriniz. Nefesinizi kontrol yeteneğinizin verdiği hoş bir his vücudunuza yayılıyor. Gözleriniz kapalı tüm dikkatinizi vücudunuz üzerinde toplayınız. Vücudunuzun herhangi bir yerinde gerginlik hissediyorsanız o bölgedeki kaslarınızı gevşetiniz. Rahatlayınız. Şimdi daha rahat ve huzurlusunuz ama uyumayacaksınız.

            Söylediklerime dikkat etmeye devam ediniz ve vücut kaslarınızı vereceğim sıraya göre kasıp gevşetiniz. İlk önce kol kasları üzerinde çalışacaksınız. Mümkün olduğu kadar vücut kaslarınızı gevşetiniz. Tüm vücut kaslarınızı gevşetirken sağ elinizi yumruk yapınız. Parmaklarınızı sıkınız ve 10 saniye gerginliği farkediniz. Yavaş yavaş sağ elinizin parmaklarını gevşetiniz. El kaslarınız gerginken ve gevşemişken nasıl hissediyorsunuz? Ne gibi farklı duyumlar alıyorsunuz. İkisi arasındaki farka dikkat ediniz. Şimdi her iki elinizi de yumruk yapınız ve kollarınızı kırmadan yerle 45 derecelik bir açı yapacak  şekilde kaldırınız. Kol kaslarınızı ve parmaklarınızı kasınız. Gerginliği yaşayınız. Parmaklarınız elleriniz kol ve omuz kaslarınızın 10 saniye  çok rahatsız olduğunu hissediniz. Şimdi kendinize rahatla deyiniz. Yavaşça kollarınızı indiriniz. Yumruklarınızı açınız. Omuzunuzu, kollarınızı, ellerinizi ve parmaklarınızı 10 saniye gevşetiniz. Omuzunuz, kollarınız, elleriniz ve parmaklarınız rahatladı. Tekrar elinizi yumruk yapınız ve kollarınızı yerle 45 derecelik açı yapacak şekilde kırmadan yukarı kaldırınız. Kol kaslarınızın gerginliğini ve onun yarattığı rahatsızlığı  10 saniye  yaşayınız. Kaslarınızı gevşetmeden önce mutlaka kendinize “rahatla” demeyi unutmayınız. Yumruklarınızı açınız. Gevşeyiniz. Kollarınızda hala bir gerginlik hissediyorsanız parmaklarınızı yumuşak hareketlerle oynatabilirsiniz, kollarınızı yavaşça silkeleyebilirsiniz. Şimdi kollarınız ve elleriniz iyice rahatladı. Gevşemeyi ve gevşemenin yarattığı rahatlığı farkediniz. Bir kez daha ellerinizi yumruk yapınız ve kollarınızı yerle 45 derecelik bir açı yapacak şekilde kaldırınız. Kollarınız ve ellerinizdeki gerginliği farkediniz. Sıkıntıyı 10 saniye yaşayınız. Rahatlayınız. Kollarınızı indiriniz. Kaslarınızı gevşetiniz. Omuzunuzda, üst ve alt kolunuzda, dirseğinizde, elinizde ve parmaklarınızda gevşemeyi hissediniz. Dinleniniz.  

            Tüm  kaslarınızı gevşetiniz. Kaslarınızı kontrolsüz bırakınız ve ağırlığını hissediniz. Şimdi, yüz kaslarınızı kasıp gevşetmeye başlayacaksınız. Alnınızı kırıştırınız. Gözlerinizi yumunuz. Kaşlarınızı çatacaksınız. Burnunuzu kırıştırınız Somurtunuz. Yüzünüzün hangi bölgesinde gerginlik hissediyorsunuz? Alnınızda, kaşlarınızın arasında, yanaklarınızdaki gerginliğin farkına varınız. Şimdi rahatlayınız. Kaslarınızdaki gerginliği bırakın gitsin. Alnınızı göz kapaklarınızı dinlendiriniz ve onları dinlendirdikçe ağırlaştıklarının farkına varın. Uykulu hissedebilirsiniz ama uyumayacaksınız. Gözleriniz kapalı uyanık kalınız. Burun ve yanak kaslarınızı da gevşetiniz.

Şimdi; çene ve dil bölgesi kasları üzerinde çalışacaksınız. Dişlerinizi iyice kenetleyiniz. Kulaklarınızdaki gerginliği farkediniz. Dilinizi dişlerinize doğru bastırarak kuvvetlice itiniz. Kas gerginliğini devam ettiriniz. Şimdi dilinizi damağınıza kuvvetlice bastırınız. Gerginliği hissediniz. Şimdi rahatlayınız. Çene kaslarınızı gevşetiniz. Dilinizi dinlendiriniz. Dişlerinizi hafifçe aralayınız. Dilinizi hafifçe dışarı sarkıtınız ve rahatlığı yaşayınız.

Şimdi dudak kaslarınızın üzerinde çalışacaksınız. Dişleriniz kapalı ve görünecek şekilde gülümseyin. Dudaklarınızı iyice geriniz. Dudaklarınızda ve çenenizde gerginliği farkediniz ve yaşayınız. Şimdi dudaklarınızı büzünüz ve gerginliği 10 saniye hissediniz. Dudak ve çene kaslarınızı rahatlatınız. 10 saniye gevşeyiniz.  Şimdi boğaz kaslarınızı gevşetiniz. Gözleriniz kapalı dinlenmeye devam ediniz. Tüm sıkıntıların kas gevşemeleri ile vücudunuzdan çıkıp gittiğini hayal ediniz.

Boynunuzu arkaya doğru kıvırınız. Çeneniz tavanı görecek duruma  gelsin. Boyun kaslarınızı kasın. Boynunuzdaki gerginliği devam ettiriniz ve 10 saniye hissediniz. Şimdi rahatlayınız. Tekrar boynunuzu arkaya doğru kıvırınız. Boyun kaslarınızı kasınız. Sıkıntıyı yaşayınız. Boyun kaslarınız gerginken ne hissediyorsunuz, gevşemişken ne gibi duyumlar alıyorsunuz? Aralarındaki farka dikkat ediniz. Dinleniniz. Rahatlığı 10 saniye yaşayınız. Bir kez daha boynunuzu arkaya doğru kıvırınız ve boyun kaslarınızı geriniz. Gerginliği farkediniz ve 10 saniye yaşayınız. 10 saniye rahatlayınız. Boynunuzu hafif hafif oynatıp daha da rahatlayabilirsiniz.

Şimdi; omuz, sırt ve omurga kaslarınız üzerinde çalışacaksınız. Tüm kaslarınızı 10 saniye gevşetiniz. Kürek kemiklerinizi arkanızda birbirlerine geçecekmiş gibi yaklaştırınız. Omurganız yerde bir yay çizsin ve gerilsin. Gerginliği farkediniz ve 10 saniye devam ettiriniz. Gevşeyiniz. Daha fazla rahatlamak için omuz ve kürek kemiklerinizi 10 saniye yavaşça oynatabilirsiniz. Şimdi sırt ve omuz kaslarınız oldukça rahatladı. Tekrar kürek kemiklerinizi birbirine yaklaştırınız. Omurganız yay çizsin ve gerilsin. Gerginliği 10 saniye yaşayınız. 10 saniye rahatlayınız. Bir kez daha kürek kemiklerinizi birbirine yaklaştırınız. Omurganız gerilsin ve yay çizsin. Omuz, sırt ve omurga kaslarınızı iyice dinlendiriniz.

Tüm vücut kaslarınızı rahatlatınız. Derin bir nefes alınız ve nefesinizi 10 saniye tutunuz. Göğüs kaslarınızdaki gerginliği hissediniz. Yavaşça nefesinizi bırakınız ve  uykudaymışsınız gibi rahatça 10 saniye nefes alıp veriniz.

Şimdi karın kaslarınız üzerinde çalışacaksınız. Karnınızı içinize çekiniz ve karın kaslarınızı geriniz. Sanki birisi karnınıza futbol topu atacakmış gibi kaslarınızı 5 saniye geriniz. Gerginliği hissediniz ve 5 saniye devam ettiriniz. Rahatlayınız. Kaslarınızı gevşetiniz.  Karnınızın içindeki kasları da 10 saniye dinlendiriniz. Tekrar karın kaslarınızı kasınız ve 10 saniye gerginliği yaşayınız. Rahatlayınız. 10 saniye mümkün olduğu kadar çok,  kaslarınızı dinlendiriniz. Bir kez daha karın kaslarınızı kasınız. Sanki korse giymiş gibi gerginsiniz. 10 saniye sıkıntıyı yaşayınız ve 10 saniye gevşeyiniz.

Şimdi bacak ve ayak kaslarınız üzerinde çalışacaksınız. Ayak parmaklarınızı güvercinin ayak parmakları gibi içeri doğru bükünüz ve topuklarınızı hafifçe birbirinden ayırınız. Ayaklarınızı kırmadan önce sizden uzağa doğru itiniz ve kaslarınızı geriniz. Şimdi ayaklarınızı kırmadan kendinize doğru çekiniz ve geriniz. Tüm bacak ve ayak kaslarınızı geriniz ve gerginliği 10 saniye yaşayınız. Şimdi bacak ve ayak kaslarınızı gevşetiniz. 10 saniye Bacak ve ayaklarınızı hafif hafif oynatarak kaslarınızı daha çok rahatlatabilirsiniz. Tekrar ayak parmaklarınızı içeriye doğru bükünüz. Bacak ve ayak kaslarınızı geriniz. 10 saniye  sıkıntıyı yaşayınız. Bacak kaslarınızı gevşetiniz ve 10 saniye rahatlığı yaşayınız.

Şimdi sizi sakinleştiren hoş bir durumu hayal edin. Bir deniz kıyısı, bir papatya ve ya buğday tarlası sakinleştirici hoş bir ortam olabilir. Hayaliniz o kadar canlı olsun ki içinde sesler, kokular, renkler ve duygular yer alsın. Şimdi bu sakinleştirici hayalimizin yanı sıra yüz, boyun, omuz, kol, sırt, bel, göğüs, karın ve bacak  kaslarınızın gevşemiş, dinlenmiş olup-olmadığını kontrol ediniz. 10 saniye hayalinizi devam ettiriyor ve kaslarınızı dinlendiriyorsunuz. 5 saniye dinlenmiş ve sakinsiniz. Şimdi  üçten bire doğru sayınız ve doğrulup gözlerinizi açınız.