|
GÜVEN DUYGUNUZU GELİŞTİRİN
Nelerden korkarız ve neden? İçinizdeki korkuyu yenmelisiniz, sudan korkanları suya atarlar. İçinizdeki korku canavarını yenin.
Eylem korkuyu tedavi eder. Öte yandan kararsızlık, erteleme korkuyu besler büyütür.
Zor problemlerle karşılaştığımızda, harekete geçene dek korku içinde bekleriz. Umut başlangıçtır. Ama zafer kazanmak için umudun harekete gereksinimi vardır.
Aşağıda bazı korku türlerini tedavi niteliğindeki eylemler vardır.
KORKU TÜRÜ: Kişisel görünümden dolayı. EYLEM: Görünüşünüzü düzeltin. Berbere gidin. Ayakkabıları parlatın. Giysilerinize dikkat edin.
KORKU TÜRÜ: Önemli bir müşteriyi kaybetme korkusu. EYLEM: Daha iyi hizmet vermek için iki misli çalışın. Müşterinizin size duyduğu güveni zedeleyen her şeyi düzetin.
KORKU TÜRÜ: Sınavlarda başarısız olma korkusu. EYLEM: Endişeyle geçen zamanı çalışmayla geçen zaman haline getirin.
KORKU TÜRÜ: Bütünüyle kontrolünüz dışında olan şeylerden korkma. EYLEM: Dikkatinizi tamamen başka bir şeye verin. Bahçede çiçeklerle meşgul olun. Çocuklarınızla oynayın. Sinemaya gidin.
KORKU TÜRÜ: Diğer insanların ne düşüneceği korkusu. EYLEM: Yapmayı planladığınız şeyin doğru olduğundan emin olun. Sonra onu yapın. Şimdiye kadar yaptığı işten dolayı eleştiriye uğramayan yoktur.
KORKU TÜRÜ: Bir yatırımda bulunmak veya bir ev satın alma korkusu. EYLEM: Tüm unsurları analiz edin, sonra karar verin. Verdiğiniz karara bağlı kalın. Kendi değerlendirmenize güvenin.
KORKU TÜRÜ: İnsanlardan korkma. EYLEM: Onları tanıma sanatını öğrenin.
Bellek bankanıza sadece olumlu düşünceler yatırın. Motorumuza bir avuç pislik döksek ne olur. Çalışan motor işlevini yapamaz hale gelir. Olumsuz düşüncelerde zihinsel motorumuzda aynı etkiyi yapar. Endişe gerilim ve aşağılık duygusu oluşturur.
Bellek bankanızdan sadece olumlu düşünceler çekin. Geçmişime ait hatırladığım olumlu hiçbir şey hatırlamıyorum dememek için, ne yatırırsanız onu çekersiniz.
Psikolojik açıdan problemin tedavisi, kişinin bellek bankasından olumsuzları çekmeyi bırakıp olumlu şeyleri çekmeyi öğrendiğinde etkisini göstermeye başlar.
Düşüncemizin büyüklüğü, başarımızın büyüklüğünü belirler. Kim Daha Zeki ? Bir gece, küçük bir yolcu jeti Seattle'dan Vancouver'a sadece dört yolcu ile uçuş yapmaktaymış: Bill Gates, Michael Jordan, Dalai Lama ve bir kolej öğrencisi. Birden bir patlama olmuş ve uçağın içi dumanla dolmuş. Kokpit kapısı açılmış, pilot dışarı fırlamış ve yolculara, "Kötü haber. Yere çakılacağız ve sadece dört tane paraşütümüz var." demiş. Bununla birlikte hemen bir paraşüt kapıp uçağın kapısını açmış ve aşağı atlamış. Michael Jordan ayağa fırlamış. "Beyler" diye söze başlamış, "Ben dünyanın en iyi sporcusuyum. Ve de dünyanın muhteşem atletlere ihtiyacı var. Bu yüzden, paraşütlerden birini ben alıyorum." Bununla birlikte bir paraşüt alıp aşağı atmış kendini. Bill Gates ayağa kalkmış ve, "Beyler! Ben dünyanın en zeki adamıyım ve dünyanın zeki adamlara ihtiyacı var. Bu yüzden paraşütlerden birini ben alıyorum." Bununla birlikte bir paraşüt de o almış ve engin gökyüzüne bırakıvermiş kendini. Dalai Lama yanında oturan genç delikanlıya şefkatli bir ifadeyle bakmış, "Evlat," demiş, "Ben uzun ve tatmin edici bir hayat yaşadım. Ama, senin önünde uzun ve verimli bir hayat var evladım. Sen paraşütü al, ben uçakla aşağı gideceğim." Bunun üzerine kolej öğrencisi sadece gülümsemiş ve, "Buna gerek yok dostum. Dünyanın en zeki adamı benim sırt çantamı alıp, aşağı atladı." CİMRİ NASIL OLUNUR??? Vakıf çalışanları, zengin Temel’den henüz bağış almadıklarını fark etmiş, içlerinden biri ikna etmeye çalışıyor; -Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500 bin dolar, ancak bugüne kadar hiçbir hayır kurumuna bağışta bulunmamışsınız... O paranın bir kısmını tekrar topluma iade etmek istemez miydiniz?... Temel bir süre düşünmüş; '-Araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin birkaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi?...' Görevli utanmış; -Şey, hayır... '-Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum olduğunu?...' Görevli utancından kıpkırmızı kesilmiş, özür dilemeye çalışırken Temel sözünü kesmiş; '-Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını...' Görevli yerin dibine geçmiş, sadece; 'Hayır, hiçbir bilgim yoktu' diye mırıldanmış. Temel, bir kez daha sözünü keserek devam etmiş;
'-Pekala, ben onlara zerre kadar para vermezken size niçin vereyim?...' NEDEN ALO DERİZ? Telefonda hemen hemen her gün kim bilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır. Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell'i telefonuyla baş başa bırakıp onu terk etti. Yaşlı Bell, sevgilisinin bir gün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell'i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell'in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır. PENCERE VE AYNA Çok zengin ama cimri bir adam, bir bilgenin yanına gidip nasihat almak istedi. Bilge onu pencerenin yanına götürüp sordu: “Pencereye baktığında ne görüyorsun?” “Yoldan gelip geçen insanlar görüyorum. Bir de yolun kenarında oturmuş dilenen fakir bir adam var.” Bilge, başka bir odaya gidip elinde büyük bir aynayla döndü ve sordu: “Peki bu aynaya baktığında ne görüyorsun?” “Kendimi.” “Yani artık başkalarını görmüyorsun!" "Farkında mısın, pencere camı da aynı da maddeden, yani camdan yapılmıştır. Ama aynanın camının üstüne incecik bir gümüş tabakası kaplandığı için, ona baktığında kendinden başkasını göremiyorsun.” “İşte, insan kalbi de cam gibi aslında şeffaftır, başkalarını görmemize engel değil vesile olur. Onlara merhamet besleriz o zaman. Ama ne zamanki altın gümüş gibi dünya süsleriyle kalbimizi kaplarsak o zaman sadece kendimizi görürüz. Kalbimizden de merhamet çekilip atılır. "Yapman gereken şey kalbini temizlemek." "Altınları ve gümüşleri cebinde taşı, kalbinde değil. O zaman bencillikten kurtulup başkalarına merhamet beslemeye başlarsın.” BİR KADIN NASIL MUTLU EDİLİR? Çok zor değil.
...
... ...
...
Afrika'dan insan manzaraları... Elmas
madenlerinde 12 yaşındaki kız çocukları çalıştırılıyor. Çıkan elmaslardan
yutabilirler diye de ishal yapıcı ilaç veriliyor ve her akşam bağırsakları
boşaltılarak evlerine gönderiliyor. Bu yüzden de üç beş yıl sonra ölüp
gidiyorlar. Namık Kemal Zeybek
|