|
KISACA :)
:-) ya da :) Gülüyor
>:-) Ne biçim bakıyor öyle yaa HAZIR CEVAPLAR*Satın aldığı araziyi ıslah ederek ekilebilir hale getiren tek gözlü adam , tarlaya seslenerek: -Ey tarla, demiş. Şimdi gerçek sahibini buldun. Tarla dile gelip cevap vermiş : -Seninle birlikte üzerimden 99 tek gözlü geçti. Beni bırakıp giden çift gözlülerin hesabını istersen sen yap.
*Nail Papatya, " Evrimciler hakkında ne düşünüyorsunuz " diyenlere : -Dünyanın en vefasız insanlarıdır, cevabını vermiş. "Baksanıza kendileri lüks hayat içinde yaşarken ,maymun dedeleri hâlâ mağara ve hayvanat bahçelerinde sürünüyorlar."
*Hz.Ali (R.A) : -Allah (c.c) , bu kadar insanı nasıl hesaba çeker? Diye sorulduğunda : -Nasıl rızıklandırıyorsa öyle, diye cevap vermiştir.
*ALLAH' tan (c.c) şefkatlisi var mı? -Yedi yaşındaki bir çocuk hata etse , babasından veya öğretmeninden ceza görüyor. Hâlık-ı Zülcemâl ise insanlara lütfuyla on beş yaşına kadar müsaade ediyor ve o vakte kadar hiçbir ceza vermiyor.
*Peygamber Efendimize (a.s.m) “Kıyamet ne zaman kopacak? “ diye sorulmuştu. Peygamberimiz şu soruyla cevap verdi: Ne hazırladın ?
Eğilmemek Ünlü, ama fakir bir düşünürdü. Zenginlere fazla iltifat etmez, daha çok fakirlerle oturup kalkardı. Küçük bir işaretiyle, zenginlerin ona cömertliklerini göstereceğinden kimsenin şüphesi yoktu. Ama o, bu yola hiçbir zaman başvurmazdı. Bir gün dostlarından biri, bu ünlü düşünüre sordu: “Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar yoksulsunuz?” Düşünürün cevabı, onun hayat felsefesini veciz bir dille ifade ediyordu:
“Ona ulaşmak için eğilmek gerek de ondan.” MESNEVİ'DEN Buhara’da yaşayan, cömertlikte eşi menendi bulunmaz bir ulu zat vardı. Gece gündüz demez, kadın erkek, arap acem, alevi sünni, ihtiyar genç ayırdetmez, sayısız ihsanlarda bulunurdu. Hatta altın paraları, kağıtların içine sarar, öylece verirdi... Güneş gibi, ay gibi, olanlarını vermekte asla cimrilik etmez, Hakk'dan geleni halka ulaştırmada bir köprü, bir vasıta kabul ederdi. Her gün yoksullardan bir kısmına bağışta bulunurdu. Mesela bir gün; dertlilere, bir gün dul kadınlara, bir gün işsizlere, bir gün öğrencilere, bir gün borçlulara.... hiç bir sınıfı eksik bırakmaz, ihmal etmezdi. Lakin hiç hazzetmediği şey: Kendisinden istenmesiydi. Geçeceği yolun kenarına duvar gibi dizilir yoksullar; susarlar, gönüllerinde umutsuzluğa ışık olacak ümit, dillerde tesbihat... mırıl mırıl... gizli gizli. Beklerler gözleri yolda gelecek Zatı.. Birisi ağzını açıp bir şey isterse, zırnık koklatmaz, zerre kadar bir şey bile vermezdi. Cömertliğinin şartı: "Kim susarsa kurtulmuştur..." hükmü idi. Kesesi, kâsesi istemeyenlerin idi. Nasıl oldu ise oldu, günün birinde bir ihtiyar: -Ne olur, açım, bana zekât ver... demişti. İhtiyara durumu anlattılar, kesinlikle istememesini, yoksa bir şeye kavuşamayacağını söylediler, ama o dinlemedi, ha bire tekrarlayıp durdu. Nihayet, o kerem sahibi zat: -Ey babacığım: Sen ne utanmaz ihtiyarsın, dedi. İhtiyar: -Sen benden daha utanmazsın. Dünyayı yemiş yutmuşsun, bir de ahaliyi kullanarak öteki âlemi elde etmeye tamah ediyorsun. Bu sözleri duyunca gülümsedi zengin zat, ihtiyara bir hayli mal ve para verdi. O kadar ihsanı tek başına aldı gitti koca fakir.
Mesnevi:6.Cilt-Sayfa:301-302-303-304
|