|
ÖKÜZ Yemyeşil adada obur bir öküz yalnız başına yaşardı. Akşama kadar adada ne kadar ot varsa yer, doyar, semirdikçe semirir. Gece olduğunda da; "yarın ne yiyeceğim" diye dertlenir, üzüntüden kıla döner... Sabah olup, etraf görünecek kadar ışıyınca, geçen süre içinde her tarafın yeniden yeşerdiğini, otların boyu aşacak duruma geldiğini fark eder, sevinç ve büyük bir iştaha ile saldırır otlara, akşama kadar otlar, yenmemiş tek kök dahi bırakmaz, yağlanır, tavlanır, gücü kuvveti yerine gelir... Yenecek hiç bir şeyin kalmadığını fark ettiğinde de, zaten akşam olmuş olur, açlık korkusu, ertesi güne yiyeceğinin olmadığı düşüncesi perişan eder, bu korkuyla titremeye başlar, zayıflar... Bu öküz yıllardır böyledir. Bidayetten beri yeşilliği otlar, çimenlikte yayılır, ertesi gün hep dolu bulur etrafı, rızkında azalma olmaz. "Bu korku nedir, gönlümü yakıp, yandıran bu gam nedir?..." diye düşünmez! İşte nefis; o öküzdür, çayırlarla dolu ada ise; Dünyadır. Tabiat; ekmek korkusuyla zayıflar durur, "gelecek zamanlarda ne yiyeceğim, yarının rızkını nasıl ve nerede elde edeceğim?.." kaygısına düşer!... Halbuki; yıllardır yedin, yiyeceğinde hiç bir eksilme olmadı. Artık biraz da gelecek düşüncesini bırak ta, geçmişe bak. Yediğin rızıkları hatırla, geleceği düşünüp sızlanma... Mesnevi:5.Cild-Sayfa:234-235 EN İYİ TEMİZLİK MADDESİ
TUVALETİ TEMİZLEMEK İÇİN: Bir kutu kolayı klozetin içine dökünüz. Bir saat kadar bekleyiniz ve sifonu çekiniz. Koladaki sitrik asit hela başındaki lekeleri yok edecektir.
KROM TAMPONLARDAKİ PAS LEKELERINI YOK ETMEK İÇİN: Arabanın tamponunu Coca Cola''ya batırılmış bir sigara paketinin içindeki alüminyum folyosuyla iyice ovunuz. Tertemiz olacaktır.
AKÜ KUTUP BAŞLARINDA ÇAPAĞI TEMİZLEMEK İÇİN:
Bir kutu kolayı kutup başlarına dokun ve bütün
PASLANMIŞ BİR CiVATAYI SÖKMEK İÇİN: Coca-Colaya batırılmış bir bezi bir kaç dakika paslı cıvataya uygulayınız. Bir kaç dakika sonra rahatlıkla dönecek ve çıkacaktır.
ELBİSENİZDEKİ YAĞ LEKESİNİ ÇIKARMAK İÇİN:
Bir kutu kolayı lekeli giyeceklerin üstüne boşaltın, Deterjanı ekleyin
ve her zaman yıkadığınız gibi yıkayın. Coca-cola yağ lekelerinin yok
olmasına yardım edecektir. Ayrıca ; Araba ön camlarındaki her türlü kuş pisliği yapışan sinekler veya ağaçlardan dökülen toz, polen, yapışkan maddelerin çıkarılması en iyi madde COCA COLA + PEPSI'' dir.
Peki nedir bu Cola''nin bu kadar etkileyici temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi? Coca-Cola ve Pepsi'nin ortalama pH değeri 3.4 tur. Bu asidi de dişleri ve kemikleri eritmek için yeterlidir. Temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi budur. Aslına bakarsanız Cola ile dünyada kimsenin tavsiye edemeyeceği KARBONDİOKSİT içiyoruz. Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes alıp verdiğimiz, atmak için uğraştığımız KARBONDİOKSİT...!
GENÇLERİN HEYECANDAN DİZLERİ TİTREYECEK, KAÇIRILMAYACAK BİR KAMPANYANIN REKLAMI YAPILIYOR HER YERDE… GENÇKEN YAPILACAK 100 ŞEY
NE KADAR ÇILGINLIK VARSA DURMAYIN YAPIN…
GENÇLERE YÖNELİK ALTERNATİF BİR KAMPANYADA BİZDEN
BÜYÜK ÖDÜL SENİ BEKLİYOR ... SAVAŞ Bugün de size, kalıp krizi neticesinde aramızdan ayrılan, Holdingimizin Güvenlik Müdürü Netaci Yazıcısı ağabeyin, bize anlatmış olduğu bir hatırasını nakledeceğim. O, Kıbrıs Bariş Harekatına katılan bir gazi idi. Bize şöyle anlatmıştı: ‘Harekâtın ilk günüydü. (20. 07. 1974 ) Ankara havan topraklarının desteği ile önde belirlediğimiz siperlere sıçrama harekâtı yapıyorduk... Havan mermisi bir acayıptır. Yerinden fırladıktan sonra havada uzun ve genişce bir kavis çizerek toprağa düşer ve düştüğü yeri adeta Cehenneme çevirir. Bir ara havan mermesi tepemizde uçuşuyor, biz ise pür dikkat koşuşuyorduk. Yine aynı sesin toprağa inip gümleyegeği andan önce ‘tam sipeer’ diyerek yere kapaklandık. O anda mühtiş bir şey oldu. Saniyeler arasında enseme ‘küt’ diye ağır birşey düştü. Ardından kullağımdan boynuma doğru ılık – ılık brşeylerin akmaya başadığını hissettim. Başımı yukarı kaldırıp, yan dönüp kendimi kontrol etmem imkansız. Bir an tüylerim diken – diken oldu. Şöyle hafif ve ürkek hareketlerle sol elimi boynuma götürüp, aşağı doğru ılık – ılık akan sıcaklığa değdirip çektim. Gördüğüm manzara bir kere daha ürpertti beni. Elim kıp-kırmızı kan olmuştu. Dedim ki: “Galiba yaralandım”. Ama en ufak bir acı yok. Sancı yok. Ensemde koca bir ağırlık, avucn içiyse kan oldu. Allahım bana ne oldu? Bir rüyada mıyım ben? Derken, ani bir hareketle çekip aldım ensemdeki ağırlığı... Bir de baktım ki, enseme düşen bir kocaman bir kolu... Şarapnelin param-parça ettiği bir kol... O anki duygularımı anlatmak imkansız. Kolu kenara bırakıp aynı hızla sıçrama harekâtına devam ettik.
Savaş!.. Öyle amıcasız, insanı öylesine çileden çıkartan bir şey ki, adını dahi anmak istemiyorum. Savaş öylesine insanı duygulardan uzak ki, bunu yaşamayan bilmez. SAĞLAM KAFA ÇÜRÜK VÜCUTTA BULUNUR ya da SPORUN ZARARLARI ÜSTÜNE! Televizyon dizilerini asla takip etmeyip sürekli belgesel izleyen kültürlü bir millet olarak lütfen şu soruma cevap verin: SAĞLAM KAFA ÇÜRÜK VÜCUTTA BULUNUR ya da SPORUN ZARARLARI ÜSTÜNE! “Doğada hızla koşanlar mı yoksa yerinden kıpırdamayan hayvanlar mı çok yaşıyor?” Meselâ yüz ile yedi yüz yıl arasında ömrü olan tosbağaları koşarken, hoplarken, ip atlarken gördünüz mü? Ama daldan dala zıplayan kımıl kımıl maymunların kaç yıl yaşadıklarını öğrenin bir de? Atasözlerimiz malûm: “Hızlı koşan çabuk yorulur… Acele eden ecele gider.” Peki niçin modern dünyada uzun yaşamak, sağlıklı yaşamak konuları tartışılınca konu hep spora geliyor? Rabbimiz, insanlara ömür olarak sayılı kalp atışı ve nefes vermiştir. Spor yaparak onları hızla tüketirsiniz, vadeniz kısalır.
Magazincilerin, televizyoncu ve modern tıbbın dayatmalarıyla hayatı boyunca secdeye alnı değmemiş olan yaşlılar, sabahın köründe yürüme ve koşma parkurlarında yağlı göbeklerini savurarak tur atıyorlar. Spor bir endüstri… Biz yıllardır insanları ölümle korkutup namaza başlatamadık ama kapitalizm, bizi ölümle korkutup bir sürü spor malzemesi pazarlıyor! “Ulan, ya erken ölürsem?” diye panik olup evine koşu bandı alan adamlara “Ölüm var” diyerek “Güllü Yasin” satamıyoruz! Hareket halindeki insan öleceğine inanamıyor! Çünkü hızı kendine silah edinmiş şeytanla kol koladır o an! Dikkat edin artık insanlar parkur bulmadan, ayakkabı, eşofman almadan koşmuyor. Bir üniforma ve tesis olmadan spor yapmıyoruz. Bahçesindeki armut ağacının dalına tutunup pazu yapan adam kalmadı, çünkü ona alet, edavat satıyorlar… Tuzağın farkında değil miyiz? “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” Sözünün Hitler’e ait olduğu biliniyor. Bu söz, kurtuluşu imanda değil akrobaside, kaslarda arayan çeşitli liderler tarafından da zaman zaman kullanıldı. Sağlam kafa çürük vücutta bulunur… Çünkü insan, bedeninin para etmeyeceğini anladığı zaman kafasını çalıştırır. Benim iki bacağım protez olmasaydı, beş yıl felç kalmasaydım, tutup da deli gibi bu kadar kitap okuyup yazar mıydım? Beni çürütecek tek şeyiniz var, o da benden daha akıllı, zeki, üretken bir boksör bulup getirmeniz. Hayatını bir ağaca tutunarak geçiren Koala, fil, gergedan, hepsi hareketsiz ve çok yaşıyor. Modern tıp nasıl oluyor da hareketin faydasından bahsediyor anlayamıyorum? Profesyonel spor, günlük sayılı koşular, ritmik hareketler ibadetlerini yapmayan, namaz kılmayan insanların bilinçsizce gerçekleştirdiği sevabı olmayan gereksiz hareketler silsilesidir. Şimdi, ağaçtaki kuşların hiyerarşisine bakalım: En altta serçeler, en üstte kıpırtısız donuk gözleriyle duran Baykuş… Serçe hafiftir, zırt pırt uçar, konar, gider, gelir ama az yaşar. Hareketsiz, spor yapmayan Baykuşlar ise çok yaşayan hayvanlar arasındadır. Pışşıııkkk! Ya nasıl Kafa, yani beyin; vücudumuzdaki şekerle, gıdayla, kanla beslenir. Onu sömürür. Kafa çalıştıkça vücut hastalanır, zayıf düşer. Öyleyse tekrar sağlamamızı yapıp sloganımızı tekrarlayalım: “Sağlam kafa çürük vücutta bulunur…” Sabahın köründe iki kilometre koşunca uzun yaşayacağını sanan insanlarımıza yazık. Spor kalbi yorar, metabolizmayı gereğinden fazla ve kısa sürede çalıştırır, ölüme götürür… Madem o saatte uyanıyorsun, kıl namazını yap şekerlemeni, uzun yaşa… Hem de ne kadar uzun biliyor musun? Sonsuz ve ölümsüz cennette dilediğin gibi… Rabbin senden, sen Rabbinden hoşnut, koştur koşturduğun kadar yiğidim! Dünyanın en tatlı ve en tatsız şeyi Bir zamanlar, yaşlı bir kabile şefi kendisinden sonra kabilenin başına geçecek genç şef adayının ne kadar bilge olduğunu anlamak istedi.Ondan kendisine iki yemek hazırlamasını istedi.Birinci yemek, dünyanın en güzel lezzetli, ikinci yemek de en kötü ve tatsız yemeği olmalıydı. Belirlenen günde, genç şef adayı yaşlı şefin önüne çok iyi pişirilmiş, harika derecede lezzetli bir inek dili koydu. Çeşitli sebzelerle süslenmiş bu yemek gerçekten çok lezzetliydi. Ertesi gün, genç adam yaşlı şefin önüne dünyanın en kötü ve lezzetsiz yemeğini getireckti. Ama genç, yaşlı şefin önüne bir önceki günle tıpatıp aynı yemeği koydu: Bir dil! Bunun nedenini soran yaşlı şef, alacağı cevapla yerine geçecek adamın kendisinden daha bilge olduğunu anladı: ‘Dünyanın en lezzetli şeyi dildir, çünkü hakikati dile getirip insanların iyiliği bulmasına yardım eder. Doğru sözler başka insanları doğru yola yöneltir ve onları cesaretlendirir. Diller sevgi ve ahenk kelimeleriyle bütün köyümüzü bir arada tutar’. ‘Dil, dünyanın en tatlı şeyi olduğu gibi en kötü şeyi de olabilir. Öfke ve yalan söyleyen diller insanları kırar, onları yanlışa yöneltir. Dilin söylediği yalanlarla bir toplum parça-parça olur. Bütün silahlardan daha korkunç şekilde köyümüzü felakete sürükleyebilir.’
|