|
İLK GENÇLİK ÇAĞININ DUYGUSAL ÖZELLİKLERİ: 1- Dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider, yerine hayli tedirgin, kuruntulu, kuvvet beğenen, çabuk tepki gösteren bir ergen gelir.
2- Çabuk sevinir, çabuk üzülür. Birden sinirlenir. Olur olmaz şeyleri problem yapar.
YOL GÖSTERECEK ÖNERİLER • Gençlerin özel durumlarında ve kendilerince önemli buldukları konularda anlayış gösteriniz. • Gençlere kendi kimlik ve kişiliklerini bulmada yardım ediniz. Bu süreçte çok da ısrar etmeyiniz. Ancak sizden istendiğinde veya size ihtiyaç duyulduğunu hissettiğinizde yardımcı olunuz. Ona açıkça sevildiğini, istenildiğini ve sizin için önemli bir varlık, kişilik olduğunu hissettiriniz. • Onun gelişen, serpilen bilincine saygı gösteriniz. Ona tam bir şahsiyet, yetişkin bir kişilik gibi değer veriniz ve görüşlerini ciddiye alınız. • Yetişkinlere karşı gençlerde oluşan mesafeli tutumu kabul ediniz. Onlara çok güveniniz ve bu duygularınızı hissettiriniz. Onların, aile ortamı içinde sizin oluşturduğunuz tutum, düşünce ve kararlar dışında kendi buldukları çözümlere saygı gösteriniz. • Onların yetişkinlere karşı geliştirdikleri çözüm ve protestolarını kendi şahsınıza yapılmış bir saldırganlık ya da hırçınlık olarak algılamak yerine, bunu gerekli bir gelişim, olgunlaşma adımı gibi görmeye, onaylamaya ve algılamaya çalışınız. • Kendinizi zorlamaksızın daima onlarla konuşmaya ve tartışmaya hazır olunuz. • Yalnız sürekli gençlerin yanında değil, zaman zaman karşısında da olunuz. Her dediklerini onaylamak yerine, karşı fikirlerinizi gerekçelendirerek ortaya koyunuz. - İyice dinleyiniz ve her şeyi birlikte, paylaşarak konuşunuz. - Problemlerin üzerine gidiniz ve bunları ciddiye alınız. - Olumlu önerilerini kabul ediniz. - Onlarla gerekçelendirilmiş tartışmalara girişiniz. Kuru, kaba ve inatçı tartışma ile kavgalardan uzak durunuz. - Yapılan tartışmada yanlışlarınız olursa kendinizi düzeltmeye ve yanlışınızı kabule hazır olunuz. • Tartışmalarda kendi tavrınızı koyunuz ve gerekirse direnme riskini göze alınız. Hükmetmeksizin tavrınızda sebat ve ısrar ediniz. • Belirleyici soru ve sorunlarda, onlara açık ve net olarak yönlendirici yardımlarda bulununuz. • Onlara toplumdaki diğer insanlarla birlikte yaşamanın yol-yordam ve kurallarını anlatınız ve bunları iyice öğrenmesine yardım ediniz. • Gençlere boş zamanlarını anlamlı bir şekilde değerlendirme imkânlarını ve yaşamı şekillendirmenin (hobiler, ortak çalışma vs.) yollarını gösteriniz. • Yaşam pratiğinizi öyle şekillendiriniz ki, bu pratik çocuğunuza inandırıcı bir model belirleme ve oluşturmada yardımcı olsun. Davranışlarınızı iyi örnek olacak bir şekilde düzenleyiniz. • Aile yaşantı ve düzeninizi öyle biçimlendiriniz ki çocuğunuz onu, sıcaklığın ve korunmanın en güvenli ve emin ortamı olarak duyumsasın. • Onlara sevmeyi, sevilmeyi, affetmeyi ve yaşadığı gelişim çağından olumlu sonuçlar çıkarmayı öğrenmede yardımcı olunuz ve bu duyguları kazanmada aktif destek sağlayınız. Isaac Newton Hâlâ Çok Yeni
Dr. Fuat BOZER İntegral ve diferansiyel hesap teknikleri, ışığın ayrıştırılması, hareket kanunları İle ağaçtaki bir elmanın yere düşüşünden tâ uzaklardaki bir galaksiye ait bir yıldız çevresindeki gezegenlerin dönüşüne kadar sayısız hâdiseyi birbirine bağlayan "alemşümul çekim kanunu" gibi hususlardaki muazzam başarıları; İsaac Newton'u dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü ilim adamlarından biri yapmıştır. Geçtiğimiz yıllarda "Minnesota Technology" adlı dergide şu makale yayınlandı: "İsaac Newton güneş sisteminin benzeri bir cihaz yaptı. Bu cihazın kolunu çevirdiğinde gezegenler, hesaplanmış hızlarına göre kendilerinin ve aynı zamanda güneşin etrafında dönmeye başlıyorlardı. Bir gün evinde otururken, Allah'a inanmayan bir dostu ziyaretine geldi. Bu muhteşem tertibatı görünce hayretle: "Ne kadar güzel bir şey, kim yaptı bunu?" diye sordu. Newton: "Hiç kimse" deyince, "Herhalde ne söylediğimi anlamadın?" "Evet, ne dediğini anlıyorum. Bu cihaz kendi kendine tesadüfen oluştu ve evrimleşerek bu hâle geldi." "Sen herhalde beni deli sanıyorsun?" Konuşmanın burasında Newton yerinden kalkar ve elini misafirinin omzuna koyarak: "Bu gördüğün cihaz güneş sistemi dediğimiz ve kanunlarını senin de bildiğin eşsiz yapının basit bir modelidir. Güneş sisteminin bu basit maketinin bir yapıcısı olması gerektiğini müdafaa ediyorsun da, aslının bir yaratıcısı olacağını niçin kavrayamıyorsun?" der. Newton; bütün eserlerinde yer alan uzun teorik ve matematik ifadelerle İktifa etmeyerek, Allah'ın varlığının ve birliğinin ispatını kâinattaki âhenk, nizam ve hikmet ile göstermiştir. O, "tabiatta boş yere bir şey yapılmıyor" düşüncesini, en basit şeylerden en mükemmel neticelere ulaşılmasının, kâinatta gördüğümüz âhenk ve güzelliklerin, hayvanların şaşılacak şekilde yapı hususiyetlerinin ve "içgüdülerinin" hep Allah'ın gücüne dayandığını, fizik ve matematik başarılarını aratmayacak ustalıkla göstermeyi başarmıştır.
(İBRETLİK)
Bir Zamanlar Biz de Okurduk
Dr. Doğan DEMİR “Oku!” ilk emri ile Allah (cc), dikkatimizi okumaya ve ‘Kitab’a çevirmiştir. ‘Oku!’ emrine muhatap olan Müslümanlar, Allah Resulü’nün (sas) yol göstericiliğinde ilme öylesine sarılmışlar ki, kısa sürede İslâm âlemi bir ilim merkezi hâline gelmiştir. Okuyup öğrendikten sonra insanın karşısına ilmî silsilenin ikinci basamağı olan araştırma çıkmaktadır. Allah (cc) nazarlarımızı yaratılışa ve insanın mahiyetine çekmektedir; gözümüzü sonsuz keremini görmemiz için kâinatın üzerinde dolaştırmamızı, sonunda da öğrendiklerimizi neşretmemizi istemektedir. İslâm dünyasında bilhassa Asr-ı Saadet’te ve takip eden asırlarda bu ilmî sistematiğe uygun bir tarihî süreç izlendiğini görüyoruz. İslâm tarihinde milâdi 700–830 yılları arası tercüme dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde Müslüman ilim adamları Hintçeden, Yunancaya; Farsçadan, Sanskritçeye kadar hemen her eski medeniyetin dilinden Arapçaya tercümeler yapmışlar, kendi dönemlerine kadar olan ilimleri okumuş, öğrenmiş ve tetkik etmişlerdir. 830’dan yani öğrenme safhasından sonra ise araştırma ve geliştirme artmıştır. Bütün bu faaliyetler sonrasında Müslüman ilim adamları kütüphaneler dolusu araştırmaya dayalı eser yazmışlardır. İslâm dünyasında şimdiki üniversitelerin karşılığı olan birçok büyük medrese açılmış ve kütüphaneler kurulmuştur. Meselâ, Endülüs Emevi Halifesi el-Hakem’in, Kurtuba’da kurduğu kütüphanede 400.000 cilt kitap bulunuyordu. Gırnata’da her birinde 400.000 cilt kitap bulunan 70 kütüphane mevcuttu. Bu kitapların kataloğu bile 24 cilt tutuyordu. Fatimilerin Kahire’de kurdukları büyük kütüphanenin her birinde 18.000 cilt kitap bulunan 40 odası vardı. Kahire’deki Halk Kütüphanesi’nde 1.600.000; Saray Kütüphanesi’nde 1.000.000; Lübnan’daki Trablusşam şehrinde ise 3.000.000 cilt kitap mevcuttu. Türkmenistan’daki Merv şehrinde içlerinde 700.000 cilt kitap bulunan 10 kütüphane vardı. Bu kitaplar astronomiden tıbba, sosyolojiden biyolojiye dönemin hemen hemen bütün ilimleriyle ilgiliydi. Bunlara karşılık 10. yüzyılın Avrupa’sında durum çok farklıydı. 984 yılında İtalya’da Po nehri yakınlarındaki Demuna şehrindeki bir katedralde 95 el yazması vardı. İspanya’da Katalonya’da bir katedralde 10 el yazması vardı. Bu sayı 961-965 yılları arasında ancak 65 oldu. Büyük manastır kütüphanelerinde 500 veya daha fazla kitap varsa, bu Avrupa’da dev kütüphane kabul ediliyordu. Bu dönemde Avrupa’daki kitapların toplamı 10.000’i bile zor buluyordu. İslâm dünyasındaki kütüphanelerin hemen hepsinde okuyucuları rahatlatmak için müzik yayını ve bugün bile tam olarak nasıl çalıştığını çözemediğimiz merkezî ısıtma sistemi vardı. Kütüphanelerde haftanın yedi günü yirmi dört saat üç vardiya hâlinde devamlı kitap çoğaltılıyordu. Bir okuyucu bir odada çoğaltılacak kitabı okur, yaklaşık 20 ile 30 yazıcı da bunu çoğaltırdı. Vardiya bittiğinde noktacı denen vazifeli, vardiyası biten yazıcıların kitaplarına yeni gelenlerin devamı için işaret koyardı. Kütüphanelerde açık raf usulü uygulanıyordu. Kütüphanede, araştırmacılara çalışabilecekleri odalar, çalışmaktan yorulanların dinlenebilecekleri yatakhane ve kantinler sunuluyordu. Buralarda ilmî sohbetler yapılır, herkesin ilgi sahasına göre bir sohbet grubu bulunurdu. Öğrenciler, araştırmacılar, ilim adamları ve ilgili çalışma grupları bu kütüphanelerde toplanırlardı. Avrupa’dan gelerek İslâm topraklarını ziyaret eden Hristiyan din âlimleri İslâm dünyasının ilmî büyüklüğü karşısında şaşkına döndüler. 10 ve 11. asırlarda İslâm dünyasına göre geri kalmış olan Avrupa’da buna bir çözüm olarak 1104 yılında Papa’nın başkanlık ettiği Okümen Konsil’de, “…Gidin, Doğu dillerini öğrenin, bize karşı üstünlük sebeplerini araştırın, yazdıkları bütün kitapları dilimize çevirin…” kararı alındı. Hristiyan din adamları kısa sürede Doğu dillerini öğrenmeye, Papa’nın emrine uyarak tercümeye ve Doğu’daki bilgiyi ve tekniği kendi ülkelerine götürmeye başladılar. ‘Sıfır’ başta olmak üzere, günümüzdeki rakamlar, Avrupa matematiğine geçti. Arapça ‘naure’ denilen su değirmeni ‘noria’ ismiyle Hollanda’nın en büyük sıkıntısı olan su baskınlarına karşı kullanılmak üzere getirildi ve daha sonra tarım alanlarının sulanması için bütün Avrupa’ya yayıldı. Günümüz İngilizcesinde on bine yakın, İspanyolcada da en az altı-yedi bin, diğer Avrupa dillerinde de binlerce Arapça menşeli kelime mevcuttur. 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar geçen dönemde binlerce kitap (tıp, astronomi, fizik, matematik, felsefe ve dinî) Avrupa dillerine tercüme edildi. Ancak İslâm âlimlerinin din ve felsefe ile ilgili eserlerindeki fikirler, Avrupalıların Müslüman olmasına yol açabilir düşüncesiyle, sakıncalı görülmüş ve yasaklanmışdır. Batılılar, eserlerini dillerine tercüme ettikleri İslâm âlimlerinin isimlerini değiştirdiler: Büyük tıp ve felsefe âlimi İbn-i Sina’nın adı ‘Avicenna’; büyük din ve astronomi âlimi Fahruddin el-Râzi ‘Rhazes’; optik ilminin kurucularından Ebu’l-Heysen ‘Alhazen veya Alghazen’; ünlü matematik âlimi el-Cabir bin Hayyan’ın adı ‘Algabir’ ve matematik tekniği de ‘el-cebir’ iken ‘algebra’ oldu. Bugün sıradan bir Avrupalıya ‘Avicenna’ kimdir diye sorsanız size İbn-i Sina’dır demeyecek, onun İtalyan veya Lâtin asıllı bir bilim adamı olduğunda ısrar edecektir. İslâm dünyasının geçmişte ilmî sahadaki göz kamaştırıcı üstünlüğüne rağmen günümüz Müslüman topluluklarının gerek ilmî seviyeleri gerekse kütüphanelerinin durumu iç açıcı değildir. Türkiye’deki kütüphanelerde resmî kayıtlara göre on milyon civarında kitap vardır. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir üniversitenin (Michigan Üniversitesi) kütüphanesinde sekiz milyon kitap bulunmaktadır. Bu kütüphane asırlar önce İslâm dünyasında görülen kütüphanelerde olduğu gibi gerekli donanıma sahiptir. Araştırıcılara okuma aralarında oturabilecekleri kantinler, istirahat edebilecekleri dinlenme odaları, ücretsiz ve sınırsız fotokopi, internet gibi imkânlar sunulmaktadır. ABD’de üç bin üniversite bulunduğunu göz önüne alırsak şu an içinde bulunduğumuz durum daha iyi anlaşılabilir. Kütüphanelerimizi, üniversitelerimizi aktif okuma ve araştırma yerleri hâline getirmeden ülkemizin gelişmesi söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla da ülkemizin en büyük problemi ekonomi değil, eğitimdir. Günümüzde içinde bulunduğumuz sıkıntılardan kurtulmamız için ilk olarak, Kur’ân’ı asılı bulunduğu yerden indirip, anlayarak okumak gerekmektedir. Ancak bu şekilde Allah’ın insanoğluna bahşettiği ilimlerde ilerlememiz mümkün olacaktır. “İnmemiştir hele Kur’ân bunu hakkıyla bilin, Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için.” M. Akif Ersoy ....................... Atlantis'in günümüze bakan yönleri olduğu yorumu yine Ergun Candan'dan geliyor. Ergun Candan konuyla ilgili tüyler ürperten iddialarda bulunuyor: "Mu kültüründen ilk etkilenen Atlantis Uygarlığı olmuştu. Bir süre sonra Atlantis iki farklı kutuba ayrılmıştı. Eski Mu kültürünü sürdürenler ve bu kültürü negatif alanda kullanmaya başlayanlar olmak üzere iki grup oluştu. Bu birinci gruba "Bir'in Oğulları", ikinci gruba ise "Belialin Oğulları" adı verildi. Kozmik bilgileri kötü bir şekilde insanların zararına kullanmaya başlayan "Belialin Oğulları" yoğun bir şekilde "Kara Büyü" uygulamalarına yöneldiler. Bu yeteneklerini bu alanda kullanmaları öyle yoğunlaştı ki, kıtaların fiziki ve atmosferik dengeleri ciddi bir şekilde bozulmaya başladı. "Bir'in Oğulları"nın tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Sonunda araları iyice açılan iki grup arasında tarihte ilk kez büyü yöntemlerinin de kullanıldığı büyük bir savaş çıktı. Sayıca üstün olan "Belialin Oğulları" yıllar süren savaştan galip çıktılar. Kazanan "Karanlığın Oğulları" oldu. Kıtaların fiziki ve atmosferik dengeleri bu savaşta iyice bozuldu ve sonunda birbiri arkasına tufanların yaşanmasına sebebiyet verdi. Kıtaların tamamen sulara gömülmesinden önce her iki grubun temsilcileri çevre kıtalara göç ettiler. Ve kendilerine iki ayrı yer altı merkezi kurdular. Bir'in Oğulları'nın kurduğu merkez "Agarta", Belial'in Oğulları'nın kurdukları merkez ise "Şambala" adıyla anılmaya başlandı. (Orta Çağ'da yapılan ve Şeytan'ı tasvir eden tablolardan birinin adı "Belial"dir.) Şambala dünya üzerinde yaşayan insanların bilgiden uzaklaşması için çeşitli faaliyetlere girişti. Dünya üzerinde yaşayan bizim devremiz insanlarından bazılarıyla irtibata girerek, asıl amaçlarını gizleyerek, onları kendi felsefeleri doğrultusunda eğittiler. Çeşitli kurum, loca, grup ve derneklerin kurulmasına ön ayak oldular. Bu gruplar uluslararası örgütlendiler. Hemen her ülkede merkez oluşturdular. Bazı kilit noktaları ele geçirdiler." ......................
|